Prizren bugünkü 200.000 nüfusuyla Kosova’nın en önemli il ve kültür
merkezlerinden birini oluşturmaktadır. Eski ve yeni kültürlerin kaynaşması ve
çok sayıda tarih ve kültür anıtlarına sahip olan Prizren’in zengin tarihi çoğu
araştırmacıların konusu olmuş hakkında binlerce sayfanın yazılmasına ve
binlerce fotoğrafın çekilmesine sebep olmuştur.
Bugün Priştine yönünden Prizren’e girerken, çok sayıda cami ve onların sivri
minareleri, iki katlı, selamlıklı ve bahçeli evleri, kaldırımlı dar sokakları,
eski dükkânları, hamamları, taş çeşmeleri, köprüleri ve eski kalesi göze
batmaktadır. Bu özellikleriyle Prizren daha ziyade bir Anadolu kasabasını
andırmaktadır. Bu bakımdan yüzyıllara uzanan uygar ve zengin tarihimizin ve
ecdadımızın bizlere emaneti olan dini, sosyal ve kültür eserlerinin en çoğunu
kapsayan, Balkan ve Rumeli kentlerinin başında Prizren'in geldiği belgelerce
kanıtlanmıştır. Zaten Prizren'de yaşayanların günlük hayatlarının da adeta bir
parçası olan bu eserler, kentin her köşesine damgasını vurmuş, geçmişten
günümüze Prizren'i, “Anıtlar, Müzeler ve Şairler” kenti seviyesine mahzar
etmiştir.
Kosova’nın güneyindeki Metohiya-Dukacin düzlüğünde yer alan Prizren şehri,
kuzeybatı tarafında zengin ovalarıyla, güneydoğuda Şar Dağına düşen Cvilen
tepesi yamaçlarında, 412 metre deniz yüksekliğinde yer almaktadır. Prizren’in
bir bölümü Svilen ve Şar Dağın yamaçlarında, diğer bölümü de düzlükte olduğu
için, o, dağlık ve düzlük bir yerleşim yeri olarak tanımlanmaktadır. Yüzey
bakımından çok büyük değilse de Prizren’in iklimi çok çeşitlidir. Düzlüklerde
Akdeniz iklimi, dağlık yerlerinde ise Alp iklimi sürmektedir. Kışları çok
soğuk, yazları ise çok sıcaktır. Tabi sularıyla çok zengin olan Prizren’in
ortasından soğuk ve temiz suyuyla Şar Dağı eteklerinden kaynayan Bistriça
deresi, çıkışında da Ak Drim nehri geçmektedir.
Zamanında olduğu gibi bugünde Balkanların merkez bölümünü Adriyatik Denizine
bağlayan İşkodra-Prizren yolu Prizren’den geçmektedir ve bu istikametteki yol
en kısadır. Zamanında Prizren için büyük önem taşıyan bu yol, Romalılar
zamanında “Via de Zenta”, Orta Çağda ise “Zeta Yolu” adıyla anılmaktadır. Bu
yol o zamanlarda Arnavutluk’ta önemli bir deniz ticareti merkezini oluşturan
Leje kasabasından başlayarak, Kosova’nın bütün kasabalarından geçerek Niş’e
kadar uzanıyordu ve burada Via Militaris-İstanbul yoluyla birleşirdi. O
zamanlarda gibi, bu yol boyunca çok daha geçlerde de çok önemli mal ticaretinin
gerçekleştiğini tarih kaynaklarından öğrenmiş oluyoruz.
Bugünkü adıyla ilk kez Prizren’den XI. asrın başlangıcında söz edilmektedir. Bu
ad Prizren’in önemli bir ekonomi ve kültür merkezi olduğu evrede, Bizans Çarı
olan II. Vasilius'un 1019 tarihi beratında yer almaktadır. Bizans devrinde bu
kentin yukarısında 3 Km uzaklığında Kız Kalesi (Vişegrad) ile Drvengrad -
derebenciler kalesi (yol koruyucuları) gibi kaleler yapılmıştır. Lakin bu
dönemden önce Prizren adının çeşitli tarih dönemlerinde: Prizdriyan,
Prizdriyana, Prizrendi, Porzerin, Perserin, Prizrin, Prezrin, Perserin vb. gibi
geçtiği bilinmektedir . Osmanlı kaynaklarında da Prizren için değişik olarak
birkaç adın geçtiğini beyan ederken, Örneğin: Pür-zeyn, Perzerrin, Pürzen,
Pürzerin, Zerrin gibi bütün bu adların anlamında "Ziynet Dolu Şehir"
anlamının çıktığını da vurgulamak gerekir.
Bazı araştırmacılar Prizren kökeninin daha eski olduğunu dile getirirken,
birileri Theranda'yı bugünkü Suva Reka bölgesinde aramakla yetinirken,
diğerleri Prizren'in bulunduğu yerde Eski Roma devrinde Roma istasyonlarından
birinin yer aldığını bildirmektedirler. Bu ise Prizren ve yöresinde geçip
yitmiş kültürlerin maddi kalıntıları pek eski zamanlarda bile, insanın ilk
medeniyete attığı adımları evrede bu yörelerde yaşadığını kanıtlamaktadır.
Çünkü bugüne kadar yapılan kazılarda, arkeoloji bölgeleri olarak tanımlanan
Vlaşna köyü yakınlarında, Kale’de ve Suva Reka bölgelerinde, Milattan Önce III.
yüzyıldan çeşitli eşyalar ve diğer kültür kalıntıları bulunmuştur.
Bu bölgede önceleri İlir boylarına mensup olan Dardanlar ve Keltlerin
yaşadıklarına dair arkeoloji kazılardan belirlenmiştir. Aynıca Roma
egemenliğinin maddi kalıntılarına da bugün bu yörenin, Şiroka, Naşets, Kruşa,
Rahovça, Vlaşna, Reçane, Muşutişte ve Popovlan köylerinde rastlanmaktadır.
Üçüncü yüzyılda bile Prizren’de emeği geçmiş ve tükenmiş savaşçıların geldiği,
onlara buralarda hayvan, tohum ve toprak verildiği, onların hayatlarının son
yıllarını buralarda geçirdikleri de bilinmektedir. Romalıların Kosova-Prizren
yöresinde kendi yaşama yerlerini ne zaman yapmaya başladıkları bilinmemesine
rağmen, bunu II. yüzyılın ortalarında gerçekleştirdikleri tahmin edilmektedir.
Yani Roma döneminde burada ilk kent olarak Theranda'nın kurulduğuna
inanılmaktadır. VII. yüzyılın başlangıcında buralara Güney Slavlar iskân
ederek buraları yurt edinmişlerdir. Daha geçlerde buralardan Hun, Avar, Kuman
ve Peçenek Türklerinin de gelip geçtiği ve yerleştiği bilinmektedir 479
yılında Batı Roma İmparatorluğun düşmesiyle ve doğu Roma İmparatorluğunun
(Bizans İmparatorluğunun) kurulmasıyla, Prizren yöresi Bizanslara düştü. Bu
imparatorluk altında bazı kısa kesintileriyle XIII. yüzyıla dek kalmıştır.
XI. yüzyıla kadar Prizren’de birçok hâkimiyet değişmiştir. Nitekim
piskoposluğun kurulmasıyla Prizren Kral Mihaylo hâkimiyetine geçerek oğlu
Konstantin Bodin’e devredilmiştir. 1073 yılında meydana gelen Bulgar isyanı
sonucu Prizren yine Bizans hâkimiyetine girmiştir. 1169 yılında Pantina
savaşından sonra, Sırbistan’a bağlı olarak Stevan Nemanya hâkimiyeti altına
geçmiştir. Fakat 1190 yılında meydana gelen savaşı kaybettiğinden dolayı
Prizren ilkin Bizans’sın hâkimiyetine, 1204 yılında da Bulgarların eline
geçmiştir. XIII. yüzyılın sonlarında tamamıyla Orta Çağ Sırp Devleti
hâkimiyetine girmiştir.
XIII. yüzyılların başlangıcında Orta Çağ Sırp Devletinin güneye doğru
ilerlemesiyle, Prizren o devletin merkez bölümünde kaldı ve onun önemli
ekonomi, kültür ve siyasi merkezi oldu. XIV. yüzyılın başlangıcında, o zamanki
koşulara göre Orta Çağ Sırp Devletinin çok gelişmiş bir merkezi olmuştur.
Bu yüzden birçok araştırmacılar Prizren’e o zamanda "Balkanların
Dubrovnik'i" adını da vermiştir.
Böyle gelişmiş ve zengin olan Prizren, her taraftan insanları kendine çekmiş,
zaman zaman Sırp çarlığının başkenti görevini de görmüştür. Daha sonraları
Prizren’de paranın basılması, onun gerçekten o dönemde ne kadar büyük ve önemli
bir idari merkezi olduğu tarih kaynaklarından anlaşılmaktadır. Çar Duşan’ın
ölümünden sonra ilkin çocukları ve diğer Sırp despotların eline geçerek
Prizren, yavaş yavaş XIV. yüzyılın ortalarında gerilemeye ve ticaret kenti
şanını yitirmeye başlamıştır. O dönemde olagelen tedirginlikler bu yitirme
sürecini daha da hızlandırmıştır. Osmanlıların Prizren’de 1455 yoksa 1459
yılında mı hüküm sürmeye başladıkları tam olarak bilinmemektedir. Prizren,
Nobırda’nın fethinden 20 gün sonra, yani 20 Haziran 1455 tarihinde Osmanlıların
eline geçmiştir. Osmanlı kaynaklarında Prizren’in Osmanlı idaresi altına 1459 yılında
düştüğü tahmin edilmektedir. Çünkü o dönemde bu kaynaklarda Prizren
“Ayaklanmacı bir kent” olarak anılırken, 1455–1459 yılları arasında bu kentte
kısa süren bir kurtuluşun gerçekleştiğini yansıtmaktadır. Kaleşi, Osmanlıların
Prizren’e Kosova Savaşından sonra geldikleri ve 1444 yılının Ağustos ayına
kadar bu kentte hüküm sürdüklerini ileri sürerken bu yılda Segendin’de
imzalanan barış anlaşmasından sonra Osmanlıların Prizren’i ve daha bazı
yöreleri Despot Curce Brankovıç’e teslim etme ihtimalinde olduğunu da
vurgulamaktadır. Osmanlı Devletinin gelişme ve ilerleme döneminin en ünlü
hükümdarı Fatih Sultan Mehmet Han kumandası altında bulunan Osmanlı ordusu,
ilkin İşkodra’yı müteakiben de Prizren'i 21 Haziran 1455 yılında, Ahmet Bey
Evrenoszade fethetmiştir . Fakat o yıldan önce de Gazi Evrenosbey komutasındaki
akıncıların seferleri sonucunda uzun zaman aralıklarla olsa bile, birkaç defa
el değiştirmiş bulunan Prizren'in Türk karakteri daha o zamanda biçimlenmeye
başlanmıştır. Akıncı kuvvetlerin kenti ele geçirmeleri sırasında, İslâm dinini
kabul edenlerin yanı sıra, akıncılarla birlikte Prizren'e yerleşen Osmanlıların
da bu biçimlemede önemli rolleri olmuştur. Bu biçimlemede Suzi Çelebinin
yetişme tarihinin bu döneme rastlaması, onun da bu kentin her yönüyle genişleme
ve ilerlemesinde önemli katkısının olduğunu söylemek gerekir.
Osmanlıların fethettikleri her
önemli yörede dini ve ticari yaşam için en gerekli koşuları hemen yaratma
girişiminde bulunma geleneğine saygı göstererek, Prizren’de bir kaç dükkân yanı
sıra, çatışmaların yürütüldüğü yerde bugünkü Sağlık evinin ardında bir Namazgâh
inşa etmiştir. Prizren halkında Kırık Cami olarak bilinen bu Namazgâh’ın uzun
yıllar bakımsız yüzünden sadece kaidesi kalıntıları mevcuttu . O dönemde
Prizren’de inşa edilen Namazgâh bu yörelerde ilk mimari eserini oluşturuyordu.
Prizren'in fethinden hemen sonra, Osmanlılar bütün askeri güçlerini Prizren
kalesine yerleştirip, askerlerin dini ihtiyaçlarını gidermek amacıyla kalede de
bir cami inşa etmiştir. Fetih sonrası bir süre Kosova’da kalan Fatih
Sultan Mehmet Han, bir seferinde Prizren’i de ziyaret etmiştir. Ziyaret
esnasında Prizren’de en büyük kiliseyi oluşturan Sveta Bogoroditsa Levişka
Kilisesinde cuma namazı kıldıktan sonra camiye tahvil ettiği
bilinmektedir Öyle ki, Prizren'in fethinden kısa bir zaman sonra
Prizren'de ilk Osmanlı mimari eserleri olarak Namazgâh, Cuma-Atik ve Kale Camii
inşa edilmiştir. Osmanlıların eline geçtikten hemen sonra
Prizren, Sancak yöresinin Yönetim Merkezi olmuştur. Osmanlı idaresi döneminde
Prizren’e uygun idare birkaç kere değişmiştir. Prizren’in bu görevi hakkında 5
Haziran 1570 yılında yazılan ilk evrak Prizren Kanunnamesidir. Bu kanunnameye
göre Prizren Sancağında şu 5 nahiye anılmaktadır: Prizren, Hoça, Serserne,
Trgovişte ve Bihor. Hacı Kalfa ise XVII. yüzyılda Prizren Sancağında şu 6
kadılığın bulunduğunu bildirmektedir: Prizren, Suha Reka, Prizren Avazı,
Forçova, Bihor ve Trgovişte. Bu yörede, genelde Arnavut kökenli olan Türk
feodal yüksek görevlileri arasında meydana gelen anlaşmazlıklar nedeniyle,
Dukacin Sancağının da ara sıra Prizren yönetiminde kalmasına neden olmuştur.
XV. ve XVI. yüzyıla ait Prizren hakkındaki bilgilerin çok kısıtlı olmasına
rağmen, bazı deliller, Prizren’in kısa bir zaman içinde canlanmayı başardığını
göstermektedir. Osmanlı döneminde Prizren ile ilgili yazılan en eski evrak Suzi
Çelebinin Vakıfnamesidir. 1513 yılında yazılan Vakıfnamede, zanaatçılık, eğitim
ve dini yaşamın kaydettiği gelişme yönündeki bazı bilgiler sayesinde,
Prizren’in XVI. hasırın başlangıcında, kalkınmış durumda bir kasaba olduğu
kanıtlanmaktadır. Bu vakıfnameden Suzi Çelebinin Prizren’de bir cami, köprü,
mektep, kütüphane ve çeşme inşa ettiği anlaşılmaktadır. Suzi Çelebinin
kişiliği, Prizren’in ve hatta Balkan yarımadasının büyük bir bölümünün kültürel
ve politik tarihinin tanınması yönünde çok önemli bir unsurdur. Prizren’de
doğan Suzi Çelebinin yazmış olduğu 15.000 beyitli Gazavatnamesi’nde ünlü
Osmanlı Ordusu Komutanı Gazi Ali Bey Mihaloğlu’nun yürüttüğü savaşları ve
kahramanlığını canlandırmıştır.XV. yüzyılın ikinci yarısından kalan malumatlar,
Prizren’de yavaş yavaş İslam dininin yaygınlaşmasını yanı sıra ticaret,
zanaatçılık ve kültür eğitim yaşamın daha da ilerlediğini göstermektedir. Öyle
ki o dönemde Prizren’de Kukli Mehmet Beyin, 116 dükkânı, 8 değirmeni, 3
kervansarayı ve diğer vakıfları varmış. 1538 yılına ait Kukli Mehmet Beyin
Vakıfnamesi’nde onun Prizren’de 2 cami ve bir mahalle mescitti inşa ettiği
bildirilirken, aynı zamanda bu camilerde Türk Dili üzere dini eğitim yapılan
birer mektebin de çalıştığını söylemek gerekir. XVI. hasırın ortalarında
Prizren’de Gazi Mehmet Paşa tarafından kurulan ilk medrese de inşa edilmiştir.
Gazi Mehmet Paşa bu dönemde kendi namına bir cami ve hamam da inşa etmiştir.
Gazi Mehmet Paşanın bu iki mimari eseri bu yörelerde inşa edilen bu tür mimari
eserlerden en muhteşem ve en önemlilerini oluşturmaktadır.XVI. asrın yarısında
Prizren'de esnaf, zanaat örgütleri kurulmaya başlamış. İlkin tabak, demirci,
saraç ve terzi, bundan sonra, tüfekçi ve kuyumcu esnafları kurulmuş. Bundan
başka bu dönemde devlet adamları ve önde gelen kişiler çok sayıda mimari ve
diğer eserleri inşa ederek, kasabanın gelişmesini sağlamışlardır. Böylece
Prizren kentleşme açısından her yönüyle gelişmeye başlamıştır. O dönemlerde
zanaatçılık çok gelişmiş bir durumda olduğu için, Prizren tüccarlarının bütün
Rumeli ve Anadolu tüccarlarıyla da işbirliği yaptığı bilinmektedir.
Osmanlıların "Şairler Yuvası" olarak bildirdikleri Prizren'de bugün
bile adları anılan tanınmış şair ve kişiler yaşamış, burada doğmuş ya da burada
ölmüştür. Örneğin: Suzi Çelebiden başka, kardeşi Nehari, Sucudi, Aşık Çelebi,
Sa'yi, Şem-i, Behari, daha geçlerde Mehmet Tahir, Hacı Ömer Lütfü vb.
Osmanlıların XV. yüzyılda bu topraklara gelmeleriyle, buralarda bilhassa ilk
yıllarda Osmanlı kültürünün de etkisi görülmeye ve hissedilmeye başlamıştır.
Daha geçlerde bu etkinin bilhassa Prizren'de egemen olması nedeniyle, Osmanlı
medeniyetinin yayılmasında ve korunmasında Prizren'in de çok önemli rol
oynadığı bir gerçektir. XVII. yüzyılın başlangıcında Prizren, Balkan
yarımadasının en büyük kasabalarından birini oluşturuyormuş. 1623–1624 yılları
arasında Prizren’de 12.000 Müslüman, 200 Katolik ve 600 kadar Sırp yaşıyormuş.
1689–1690 yıllarında başlayan Osmanlı-Avusturya savaşları döneminde meydana
gelen trajik olaylara kadar, Prizren’in büyük ve gelişmiş bir ticaret kasabası
da olduğu bilinmektedir. Uzun dönem hüküm süren sakin durum ve her yanlı
kalkınma, nüfus sayısının artmasına da neden olmuştur. Öyle ki, kaynaklar 1655
yılında Prizren’de 12.000 civarında hanenin mevcudiyetini bildirmektedir. O
dönemde çok çeşit mallar yanı sıra Prizren’de hayvan ve hayvan ürünleri
ticareti özellikle yün ve deri ticareti (tabakçılık) gelişmiştir. Bu ürünlerden
çoğu Belgrat’a hatta Almanya’da bile ihraç edilirdi. Prizren’de çok sayıda
zanaatçıların yaptıkları kaliteli ürünler itibarıyla, özellikle silah
üretiminde tüfek ve kılıç çok tanınmıştı. Ki bu sayede Prizren’in bütün Osmanlı
Devletinde ün kazanmasına neden olmuştur.Osmanlı-Avusturya savaşı öncesi
dönemlerde Prizren’de esnaf-zanaat örgütleri kurulmaya başladı. İlkin tabak,
demirci, saraç ve terzi, bundan sonra da mutavcı, tüfekçi, bıçakçı ve kuyumcu
esnafları kuruldu. Osmanlı-Avusturya savaşları Prizren ve bu yörelerde yaşayan
halklara büyük zararlar getirmiştir. Üsküb’ü yaktıktan sonra General Pikolomini
6 Kasım 1689 yılında Prizren’i de ele geçirmiştir. Biraz sonra Prizren, Sırp ve
Avusturyalıların işbirliği merkezi durumuna getirildi. Bu kentte Pikolomini,
Patrik Arseniye Çırnoyeviç ile görüşüp halk ayaklanması hakkında kurulacak
işbirliği ve örgütleme için bir anlaşma yaptılar. Bu anlaşmayla Prizren’de
Ortodoks ahalisinin ve dini adamlarının Avusturya kralının himayesi altına ve
kralın taraftarları olmaları kararlaştırılmıştı. Lakin o dönemde Avusturyalılar
arasında yaygınlaşmış olan korkunç veba hastalığı da almış yürümüştü. General
Pikolomini de anlaşmalar döneminde bu hastalığa yakalanmıştı. Sırp patriğinden
sözleşme izni aldıktan kısa bir zaman sonra Pikolomini Prizren’de öldü ve
Bogoroditsa Kilisesinde gömülmüştür.Onun ölümünden hemen sonra Avusturyalılar
ve Sırplar arasındaki işbirliği Holştayn’ın yanlış yaptığı kimi olumsuz
hareketlerden dolayı bozuldu. Böylece Lumalı Sırpları, Avusturyalılarla
çatışmaya başlayıp, hatta Osmanlıların tarafını bile tutmaya başladılar. Bundan
çok geçmeden Avusturyalılar, Kaçanik’te de büyük yenilgiye uğradılar. Osmanlı
idaresinden korkan Sırplar orta kışta kimi din adamlarıyla birlikte Prizren ve
İpeği terk ettiler. Genel bir savaş kargaşası içinde Prizren o günlerde çok
büyük hasarlara uğramış o dönemde çok sayıda Osmanlı mimari eserleri
yıkılmıştır ve yok olmuştur. XVIII. yüzyılın ilk yarısında bir kaç defa
Avusturya askerleri saldırılarının tekrarlanması, Osmanlı Arnavut paşa ve
beylerin feodal anlaşmazlıkları, Prizren’i birkaç defa viranlığa mahkûm
bırakmış, bir zanaat merkezi olarak da yıllarca zoraki sürüp-yaşamıştır.Prizren
yöresinde Sırp ahalisi, Osmanlılara karşı yapmış oldukları yanlış veya kötü
hareketler ve Avusturyalılarla yapmış oldukları işbirliği sebebinden, meydana
gelecek olan zor durumları göz önünde bulundurarak, 1737 yılında daha yoğun bir
şekilde buradan göç etmiştir. Aynı zamanda Arnavut göçmenlerinin bu yörelere
gelmesiyle ve İslam dininin hızlı bir şekilde yayılmasıyla, Prizren’in etnik
strüktürünün de XVII. ve XVIII. asırda değiştiğini söylemek gerekir. Sözü geçen
dönemde İslam dinin hızlı bir şekilde yaygınlaşması, sadece Prizren ve
çevresinde değil daha geniş bir alanı da kapsamaya başlamıştır.Prizren’de
beraber yaşamakta olan Arnavut, Türk, Sırp, Sinsar ve diğerleri, olumlu
koşulların sağlandığı dönemlerde, toplu halde büyük girişimlerde bulunarak
Prizren’in o dönemde önemli iktisadi ve kültürel faaliyetlerinde bulunmasına
neden olmuştur. O dönemlerde Prizren’de her zaman karşılıklı, toleranslık,
işbirliği ve dostluk ruhuna önem verilmiş ve bu nitelik Prizren kentinde de
geleneksel kültür özelliğini almıştır.
XVIII. yüzyılın sonlarından Prizren’in gelişmesinde yeni bir dönem başlamıştır.
Söz konusu dönem iyi bir ölçüde, Rotla ailesinin iktidarına bağlanmaktadır.
Rotlalar önemli bir feodal kabile olarak daha XVI. yüzyılda belirmiştir. Daha
sonra Prizren ve Podgoritsa hasında hükmü ele geçirmiştir. Rotla kabilesinin
başında Sinan Paşanın bulunduğu bilinmektedir. Ondan sonra bu ailenin kimi
üyeleri de Prizren ve çevresindeki durumun düzene koyulması için büyük katkılar
sunmuşlardır ve bu kentin XVII. ve XIX. yüzyıllarında kalkınması için büyük
emek vermişlerdir. Bir dönem Prizren’de Sali Paşa da hükmetmiş, ancak Rotlalar
onları 1794 yılında buradan kovarak tüm Prizren yöresinde hâkimiyeti ele geçirmiştirler.
Rotlalar Osmanlı Sultanına 1831 yılına kadar sadık kalmışlardır. Lakin aynı
yılda Mahmut Paşa Rotla, Hüseyin Gradaşevç’in yönetimi altındaki Bosna
ayaklanmacılarına katılıp, Osmanlı Ordusunun yenilmesine neden olmuştur, ancak
bu yüzden daha sonra tutuklanarak Osmanlılar tarafından öldürülmüştür.
Rotla iktidarında bulunan çok sayıdaki Prizren paşaları ve mutasarrıfları, her
bakımından burada yaşayan halklara toleranslık ve hoşgörülü davranışlarıyla
tanınmışlardır. Rotla paşalarından özellikle de Saffet Paşanın ve Hüsnü Paşanın
Prizren’in ekonomi ve kültürel kalkınmasında büyük payları geçmiştir. Saffet
Paşa 1871–1875 yıllarında, yarısı Türkçe ve diğer yarısı da Sırpça olmak üzere
“Prizren” adı altında vilayet gazetesini yayınlamıştır.
XVIII. yüzyılın ikinci yarısında özellikle XIX. yüzyılda, her yanlı ve güçlü
kalkınma itibarıyla Prizren en yüksek gelişme seviyesine ulaşmıştır, aynıca
yönetici görevinin yöresel ufku da genişlenmiştir. Kostiç’e göre Prizren,
Mahmut Paşa yönetimi altında eyalet merkezi olmuştur. Bu ise Osmanlı Devleti
yönetim yöresel birimlerinin listesinde en yüksek basamağa ulaşmak demektir. Bu
unvanı Prizren 1831 yılında kaybetmiştir. O yıl Mahmut Paşa, Sultan Mahmut II.
tarafından uygulanan reformlara karşı gelen Kosova isyancılarına katılarak,
Prizren’in ün kazanmamasına neden olmuştur. Söz konusu reformlarla kapsanan en
önemli unsur da eyaletlerin, vilayetlere dönüşmesi öngörülmüştü. Üsküp
Vilayetinin kurulmasıyla 1843 yılında Prizren Sancağı, onun yapısına girmiştir.
Prizren, 1868 yılında Prizren Vilayeti merkezi olmuştur. Prizren bu önemli
rolünü 1865 yılında Osmanlı Devleti tarafından kabul edilen yeni kanun
sayesinde kazanmıştır . Bu durumla ona Elbasan, Mate, Debre, Luma ve Gusinye
yöreleri, İpek yöresi, Metohiya, Kosova, Üsküp, Kalkandelen, Gostivar ve doğu
Makedonya’nın büyük bir bölümü, kuzeyde ise İvranye, Leskovça, Niş, Prokuplye
ve Kurşumliya‘ya kadar uzanan büyük yöreler de teslim edilmiştir. Bununla
Prizren Vilayeti 4 sancağı: Prizren, Üsküp, Niş ve Debre’yi kapsıyordu ve
Rumeli’nin en büyük vilayeti olmuştur. Prizren Vilayeti’nin kurulmasında asıl
sebebinin ne olduğunu ve neden Prizren’in merkez seçildiği konusuna dair bugüne
kadar kesin bir yazılı kaynağa rastlanmamıştır. Çünkü bugüne kadar Prizren
Vilayeti hakkında çok az sayıda yazılı evrak mevcuttur. O dönemde meydana gelen
isyanların son bulması, Arnavut halkının silahsızlanması, vergilerin sıralı
toplanması ve Arnavutların sıralı askerlik görevlerinin yapmaları için Prizren
Vilayeti’nin kurulması için en önemli nedenlerdi. Buna yanı sıra isyanların
büyük bir bölümünün Prizren’de meydana geldiği için vilayet merkezi olarak da
Prizren’in seçilmesi uygundu. Çünkü bu önlemleri diğer yörelerde başarıyla
gerçekleştirmek için ilk önce zaruri olarak merkezden başlanmasının büyük önemi
vardı.
1878 yılında Berlin Barış
Antlaşmasından sonra, Prizren’den Vilayet merkezi idaresi, Priştine’ye
taşınmıştır. O dönemde Prizren Sancağı’na 5 kaza düşüyordu: Prizren, Rahovça,
Kalkandelen, Gostivar ve Luma. Osmanlı hâkimiyeti döneminin sonlarında devlete
ki anarşi olaylarını ve yerel yöneticilerinin bölücü amaçlarını imha etmek
için, Osmanlı idaresinin kuvvetsiz kalması, Prizren’in yönetim görevi anlamını
temelden yıkmıştır.
XIX. yüzyılın sonlarında Prizren’in nüfusu en yoğundu. Öyle ki 1874 yılına ait
Kosova Vilayeti Salnamesi’ne göre o dönemde Prizren’de 43.922 nüfus
yaşamaktaydı. Bu sayıdan 35.622’si Müslüman olurken, 8300’ü de Hıristiyan’dı.
Oysa 1876 yılın ait Kosova Vilayeti Salnamesi’ne göre Prizren’in nüfusu
39.952’ye inmişti. Bundan 30.716 Müslüman, 7.458‘i Hıristiyan
(Ortodoks-Katolik) ve 1.778’i Sinsar’dı.
XIX. yüzyılın son yıllarında nüfus sayısında hızlı bir şekilde düşüş
kaydetmiştir. Bu düşüşün sebeplerini, anarşi olaylarında, İşkodra ile ticaretin
kestirilmesinde ve Arnavut halkının Osmanlılara karşı yürütmüş oldukları
eylemlerin sonuçlarında aramalıyız. 1910 yılında yapılan nüfus sayımlarına göre
Prizren’de 30.385 kişiden oluşan 4.497 ailenin mevcudiyeti ileri sürülmektedir.
3.200 Müslüman ailesi veya 23.800 kişi, 870 Sırp ailesi veya 4.350 kişi, 190
Latin-Katolik ailesi veya 950 kişi, 145 Yunan-Vlah ailesi veya 725 kişi ve 92
Rom ailesi veya 460 kişi.
Vilayet merkezi olarak Prizren’de
bulunan kalede devamlı olarak Osmanlı askeri bulunuyormuş. Prizren’de vilayet
askeri güçlerin normal koşullar altında sahip oldukları 2.818 piyade ve 836
süvari askeri varmış. Böylece Prizren kışlası asker sayısıyla Niş, Üsküp ve
Debre kışlalarından çok daha büyükmüş.
1291/1874 yılına ait Prizren Vilayeti Salnamesi’ne göre, Prizren Sancağına 7
kaza düşüyordu: Prizren, Yakova, İpek, Priştine, Gilan, Vıçıtırın,
Kalkandelen, Gusiye ve Luma. Aynı salnameye göre o zamanda Prizren’de:
diğerleri arasında 120 metre yükseklikte bir kale ve burada ki kışlada Sultan
Ordusunun II. Alayının II. Taburu konuşlanmıştır. Onun yanında daha yükseklikte
olan “Kız Kalesi” ve “Kara Potok” yanında da eskiden kalan “Alaca Mağaza”
adında bir takım kalıntılar mevcuttur. O zamanda Prizren 22 mahalleden
oluşmaktaydı. Şehirde 563 dükkân, 13 han, 2 hamam, 25 cami ki bunlardan 23’ü
minarelidir. 100 kitaplık bir kütüphane, 8 tekke, 15 türbe, 4 kilise, 9 köprü,
125 değirmen ve 150 çeşme bulunmaktaydı.
XIX. yüzyılın sonlarında Prizren’de 27 cami ve 23 mahalle bulunuyormuş: Gazi
Mehmet Paşa Camii, Sinan Paşa Camii, Emin Paşa Camii, Suzi Camii, Kukli Mehmet
Bey Camii, İlyas Kuka Camii, Müderris Ali Efendi Camii, Maksut Paşa Camii,
Terzi Memi Camii, Mahmut Paşa Camii, Hacı Kasım Mahallesi’ndeki Kukli Mehmet
Bey Camii, Katip Sinan Camii, Mevlâna Cafer Efendi Camii, Çuhacı Mahmut Camii,
Seydi Bey Camii, Tercüman İskender Camii, Hacı Ramadan Camii, Ahmet Bey Camii,
Seydi Bey (Kurila) Camii, Kırık Cami, Mustafa Paşa Camii, Beyzade Mehmet Bey
Camii, Yakup Bey Evrenoszade Camii, Mahmut Paşa (Kale) Camii, Budak Hoca Camii,
Mahmut Paşa (Bülbüldere) Camii, Cuma-Atik Camii.
Belgelerde 1690 yılından önce Prizren’de mevcut olan bütün eski mahalle
adlarının unutulduğu bildirilmektedir. 1910 yılına ait bir belgede ise,
Prizren’de şu mahalleler bulunuyormuş: Kurila Mahallesi, Dragoman - Levişa
Mahallesi, Kâtip Sinan Mahallesi, Çingene Mahallesi, Yeni Mahalle, Cuma Cami
Mahallesi, Lakuriç Mahallesi, Çuhacı Mahmut Mahallesi, Ahmet Bey Mahallesi,
Hacı Ramadan (Kör Ağa) Mahallesi, Gazi Mehmet Paşa (Bayraklı) Mahallesi, Yukarı
Tabakhane Mahallesi, Aşağı Tabakhane Mahallesi, Maksut Paşa (Maraş) Mahallesi,
Varoş Mahallesi, Panteliya Mahallesi, Sinan Paşa Mahallesi, Şadırvan Mahallesi,
Seydi Bey Mahallesi, Müderris Ali Efendi Mahallesi, Suzi Mahallesi, Beyzade
Mahallesi, İslahana Mahallesi, Hoça Mahallesi, Çingene Mahallesi, Hacı Kasım
Mahallesi, Troşan Mahallesi, Muhacir Mahallesi ve Saraçane Mahallesi.
Osmanlı Devletinin Avrupa bölümünde en büyük zanaat merkezi olarak malum
Prizren’de XIX. asırda birkaç önemli çarşı varmış. En büyük çarşıları: Arasta
ve Şadırvan çarşılarıymış. Arasta Çarşısı zanaatlar türüne göre: saraçlar,
bıçakçılar, kazancılar vb. gibi çarşılara da ayrılıyormuş. Özellikle Kapalı
Çarşısı çok ilginçmiş ve zenginmiş. Bu çarşı kent merkezindeki Arasta
Köprüsünden Arasta Camiine kadar uzanıyormuş. Şadırvan Çarşısında genelde şu
ince zanaatlar yer alıyormuş: kuyumcular tüfekçiler ve ahşap süslemelerini
yapan zanaatçılar (marangozlar). Bundan başka bu çarşıda tellâl dükkânları,
eskiciler ve aşçılar da bulunuyormuş. E. Dukaçin’e göre o zamanda Prizren’de
124 farklı zanaat türü ve çarşıya bağlı olan daha 8 meslek türü mevcutmuş.
Aynıca o dönemde Prizren silah yapımı ile de çok ünlü bir merkez olarak
tanınmıştır.
XIX. yüzyılın 80’li yıllarında Prizren’in fizyonomisi hakkında iktisadi yaşam,
aleni inşaatlar, çarşılar, belediye koşulları ve kimi diğer özelliklerinin ne
durumda olduğunu en iyi bir biçimde yukarıda bildirdiğimiz gibi 1291/1874
yılına ait Prizren Salnamesinde verilen bilgiler kanıtlamaktadır.
Şehrin her evinden akaklar geçermiş. Hiçbir ev avlusu bir evlekten daha küçük
değilmiş. Bazı avlular ise 2–3 dönümden daha büyükmüş ve her ev bahçesinde
türlü türlü meyve ağaçları bulunuyormuş. Şehir ve şehir etrafındaki karyelerde
de çeşitli ekinler mevcutmuş. Prizren’in güney-doğu ve batısında yer alan
bağlarda her çeşit meyve ağaçları ekiliymiş. Prizren ve civarında bahçıvancılık
da gelişmişti. Bundan başka Prizren’in hemen hemen her evinde en azından bir
baş hayvan da bulunuyormuş.
XIX. yüzyılın ikinci yarısında Prizren’de kültür eğitim yaşamı da ilerlemişti.
O dönemde vakıfların girişimi üzere Türk, Arnavut, Sırp ve İtalyan dilleri
üzere öğrenimin sürdürüldüğü ve birkaç okulun açıldığı da bilinmektedir.
Prizren’de eğitim yaşamının gelişmesinde dini adamların ve zengin tüccarların
rolü çok büyükmüş.
Türk dili üzere mekteplerin daha ilk camilerle beraber belirdiğini yukarıda
sözünü ettiğimiz 1513 yılına ait Suzi Vakıfnamesinden öğreniyoruz. Buna benzer
mektepleri daha sonra Kukli Mehmet Bey, Gazi Mehmet Paşa, Müderris Ali Efendi,
Mahmut Paşa gibi ünlü kişiler ve zenginler de kurmuş ve finanse etmişlerdir.
Öyle ki ilk medreseyi (ortaokulu) XVI. yüzyılın ortasında Gazi Mehmet Paşa
kurmuştur. XIX. Yüzyılın ikinci yarısında Prizren’de şu medreseler mevcuttu:
Gazi Mehmet Paşa Medresesi, Emin Paşa Medresesi, Sinan Paşa Medresesi, Mahmut
Paşa Medresesi. Bundan başka bu dönemde Prizren’de 21 iptidai mektebi varmış.
En önemlileri ise şunlardı: Birinci İptidai Mektebi, Rahlin İptidai Mektebi,
Terzi Mahallesi İptidai Mektebi, Kâtip Sinan İptidai Mektebi vb. 1893 yılında
Prizren’de kaydını yapan 93 öğrenci ve 5 öğretmen ile bir Rüştiye de
çalışmaktaydı.
O dönemde Prizren’in kültür yazın ve sanat yaşamı da çok zengindi. Önceki
dönemlerden kalan önemli geleneklere sahip olan Prizren XVIII. ve XIX. yüzyılda
çok sayıda sanatçıları bir araya toplamış ve yerel çerçevesini aşarak Rumeli’de
en güçlü sanat merkezlerinden biri olmuştur. Şiir yaratıcılığı alanında
özellikle Arapça ve Türkçe dilleri üzere el yazma ile seçme kitaplarını yazan
ünlü Prizrenli şair Hacı Ömer Lütfü ad yapmıştır.
Bunlar yanı sıra XIX. yüzyılın ikinci yarısında Prizren aynıca bağımsızlık
devrimci hareketlerin merkezi de olmuştur. 10 Haziran 1878 yılında Prizren’de
Mehmet Paşa Medresesinde “Prizren Birliği” namı altında tanınmış Arnavut Birliğinin
toplantısı da düzenlenmiştir. Öyle ki Osmanlı idaresinin son döneminde
Prizren çalkantılı ve önemli tarihi olaylar içinde bulunmuştur.
1896 yılında diğerleri arasında Prizren’de: 1 kale, 1 eski saray, dört taburluk
1 kışla, 1 askeri hastane, 1 telgrafhane, 25 cami, 1 mescit, 4 medrese, 1
kütüphane, 1 rüştiye mektebi, 2 hamam, 4 iptidai mektebi, 3 kilisesi, iki saat
kulesi, büyük çarşısı, 1389 dükkânı, çok sayıda kerhane, birçok tabakhane,
çarşı ortasında 1 şadırvan, karakol haneler, 1 belediye dairesi, büyük bir
devlet hanı, 2 kıraathanesi, 38 belediye dükkânı, 1 gaz hanesi, 1200 metre
lağım, 1 kız kulesi, Bistriçe adında 1 deresi, bu dere üzerinde biri taş
diğerleri ahşap olmak üzere 9 köprü, 15 değirmen, 130 çeşme
bulunmaktaydı. 1900/01 yılına ait salnamede de aynı bu eserler
gösterilmektedir.
Balkan savaşları döneminde Sırp Ordusu 31. Ekim 1912 yılında Prizren’i ele
geçirmiştir. Sırbistan Krallığı yapısına katılırken, Prizren’de, politik ve
toplumsal-ekonomik ilişkilerinde büyük değişmelere neden olmuştur. Ekonomik
memnuniyetsizlikler nedeniyle XIX. asrın sonlarında göze çarpan nüfusun yavaş
yavaş azalması ve Prizren Müslümanlarının büyük bir sayısının Türkiye’ye göç
etmesiyle, bu göç 1912 yılında ve daha sonraki yıllarda daha da yoğunluk kazanmıştır
ve genellikle Müslüman zenginlerinde daha da belirgindi. Öyle ki 1910 yılında
nüfus sayısı 21.244 olurken, 1913 yılında bu sayı 18.174’de inmiştir.
Prizren I. Dünya Savaşın başlamasına kadar önemli toplumsal ve demografi
değişmelerle karşılaşmıştır. Bu dönemde feodal ilişkileri kaldırılarak mal-para
ilişkileri belirmiştir. Bu yönde Prizren ne kadar gelişmişse de hiçbir zaman
eski seviyesine ulaşamamıştır.
1915–1918 yılları arasında Bulgar istilası döneminde Prizren’de çok sayıda
insan ve büyük bir ölçüde maddi kaybı olmuştur. Çoğu belgelerde bu istila
döneminde diğer kentlere kıyasen Prizren’in en çok zarar gördüğü
bildirilmektedir. Bulgar istilası Prizren’in zengin tarihinin en kara
sayfalarından birini oluşturmaktadır. Bu dönemde Prizren’de çok sayıda önemli
yazılı ve diğer eser de çalınıp yok edilmiştir.
1918 yılında Bulgaristan ve Macar egemenliği sona varınca, Prizren yeni kurulan
Sırp Hırvat ve Sloven krallığına bağlanmıştır. Bununla Sırpların toplumsal
siyasal durumu düzeldikçe, Arnavutlar ve Türkler ise yine bir ulusal haksızlık
durumla karşı karşıya gelmiştir.İki savaş arasındaki (1918–1941) dönemde birkaç
yönetimin değiştiği Prizren, yine önemli bir şehir olarak kalmıştır ama eski
seviyesini ve ününü koruyamamıştır. SHS Krallığının 1921 yılında getirmiş
olduğu anayasa gereğince Priştine merkez olmak üzere Kosova Bölgesi kuruldu,
Prizren ise bir il olarak, İlçe ve belediye merkezi olmuştur.
Yönetimde bulunanlar kendi menfaatlerini korumak amacıyla yapılan çeşitli
yolsuzluklar nedeniyle Prizren’de hiçbir ilerleme sağlanamamıştır. Aksine,
yapılan yolsuzluklar ve hiçbir endüstri objenin olmayışı Prizren’i Eski
Yugoslavya’nın en geri kalan şehirleri seviyesine getirmiştir. Bu dönemde
ekonomi yolsuzlukları yüzünden bilhassa I. Cihan harbinden sonra da zanaat ve
ticaretle zengin olan Prizren’de çoğu zanaatçı ve tüccarların bilhassa Arnavut
ve Türk asıllı olan tüccar, zanaat ve esnafın batmasına neden olmuştur. Bu
dönemde inşa edilen en önemli endüstri objeleri olarak 8 Kasım 1929 yılında
Bistriça nehrinde 160 KA kuvvetinde hidroelektrik santralının faaliyete
geçmesiyle şehirde endüstride canlılık artmaya başlamıştır. Akabinde buz
fabrikası, Bistriça deresinde elektrik motorlu değirmen, kiremit fabrikası,
ototransport şirketleri, beş büyük manifatura ve tekstil, Prizren Bankası,
Prizren Kooperatif Bankası, 18 yataklı “Kruna Oteli” gibi kuruluşlar
kurulmuştur. Bunlarla birlikte küçük esnaf, aşçı ve pastacı dükkânları,
kahveler ile ziraat ve hayvancılıkta gelişmeye başladı. 1929 yılına kadar
Prizren bölgesinden yılda 100 vagon buğday, 150 vagon yulaf ve 50 ila 100 vagon
arpacık ile büyük miktarda mısır ve sebze ihraç ediliyordu. 1933 yılında 424
zanaatçısıyla Prizren, hala Kosova'nın en büyük zanaat merkezini teşkil
ediyordu, 500 zanaat dükkânından 20 si tabakhane dükkânıydı, Bistriça deresinde
ise 100 kadar deri fıçısı dönüyordu. Bu dönemde Türklere ve Arnavutlara
ilişkin yapılan yanlış siyaset yöntemi yaşamın her alanında yankı
uyandırmıştır. Bu yüzden bu baskı ve yolsuzluklar nedeniyle zengin ve önemli
Türk ve Arnavut ailelerinin büyük bir bölümü yine Türkiye’ye göç etmiştir. Bu
dönemden başlayan ve daha sonraki dönemlerde de devam eden göç bugün Kosova’nın
diğer şehirlerinde gibi Prizren’de de Türk sayısının azalmasına neden olmuştur.
İki dünya savaşı döneminde Prizren okullarında dersler Sırpça ve Türkçe olarak
gerçekleşmiştir. Dini karakterini taşıyan Türkçe dersler mektep ve medreselerde
gerçekleşiyordu ve bu durum II. Dünya Savaşın başlamasına kadar devam etmiştir.
Ondan sonra Kosova’da tüm mektep ve medreseler kapatılmıştır, sadece Gazi
Mehmet Paşa Medresesi çalışmalarına devam etmiştir. Sırpça dersler ise
1934 yılında yeni açılan lisede ve diğer mekteplerde gerçekleşmeye başlamıştır.
II. Dünya Savaşı esnasında Prizren 1943 yılına kadar İtalya işgali altında
bulunmuştur. O dönemlerde Prizren’de sosyalist devrimin işaretleri belirmeye ve
gelişmeye başlamıştır ve bu durum II. Dünya Savaşın sonuna kadar devam
etmiştir. Bu etkinliklerde o dönemki Prizren gençlerinin büyük rolü olmuştur.
II. Dünya Savaşın sona ermesinden Prizren 1947 yılına kadar Kosova bölgesinin
merkezi idi. Ondan sonra ise merkez Priştine’ye taşınmıştır.
Savaş sonrası Prizren’in ekonomi, kültür ve kentleşme açısından gelişmesi
birkaç etaba ayrılmaktadır. Savaş sonrası çok geri kalmış Kosova’da,
ekonomi-endüstri-madenciliğin gelişmesi için, 1947–1955 yıllarına kadar bütün
yatırımlar bu alanlar için yönlendirilmiştir. Bu gelişmelerle Metohiya-Dukacin
bölgesi kasabaları ve Prizren’de de dâhil kapsanmamıştır. Bu dönemde Prizren
geri kalmış, sadece zanaatçılığı geliştiren, endüstri ve endüstri işlerine
sahip olmayan, pek az tarım üretimleri üreten, alt yapısı gelişmiş bir şehir
idi.
Altmışlı yıllarda Prizren’in ekonomi bakımından gelişmesi, endüstri açısından
bir zanaatçılık geleneğine göre gerçekleşmeye başlamıştır. İlk önce
ayakkabıcılar 1947 yılında “Komuna” ayakkabı fabrikasını kurdular. Aynı yılda
kuyumcular da “Filigran” iş örgütünü kurdular. 1948 yılında “Famipa” metal
işletme fabrikası. Tekstil yönünde ise 1958 yılında “Printeks” fabrikası, 1963
yılında “Farmakos” ilaç fabrikası, Daha sonra “Progres-Eksport” besin ve tarım
endüstri şirketi, ziynet eşyası üretimi yapan “Filigran” fabrikası, ulaşım
sektöründe “Kosova-Trans”, basın yayın sektöründe “Ramiz Sadiku”, perakende
ticaret satış mağaza ve dükkânlarından oluşan “Liria” şirketi, metal üretiminde
“Metalats”, turizm sektöründe 170 yataklı “Theranda” Oteli, Landovisa'daki 70
yataklı “Vlazırimi” Oteli vb gibi kuruluşlar hizmet vermeye başladı.
Bu dönemde Prizren’in eğitim ve kültür alanında da gelişmesi için büyük çabalar
sarf edilmiştir ve 1951 yılında Türklerin de resmen sahneye çıkmaları
dolayısıyla Türkçe, Arnavutça ve Sırpça dillerinde ilk ve ortaokulların
açılmasına gidilmiştir.
İki savaş arası dönemde nüfus sayısının azaldığı görünürken, savaş
sonrası nüfus sayısının çoğaldığına tanık oluyoruz. 1931 yılında Prizren’de
sadece 16.358 kişi yaşıyordu. ( 1921 yılına 56, 1910 yılına kıyasen 4886 kişi
daha az). 1948 yılında 20.540, 1953 yılında 22.997, 1961 yılında 28.062, 1971
yılında 41.681, 1981 yılında 61.801 nüfus yaşamaktaydı. 1991 yılında
yapılan son sayımlara göre Prizren’de 91.956 kişi yaşamaktadır. Yapılan kimi
araştırmalara göre 2001 yılında Prizren’de nüfusun 140.000’e bugün ise 160.000
ulaştığına inanılmaktadır.
1953–1961 yılları arasında Prizren’den çok sayıda Türk ailelerinin Türkiye’ye
göç ettiği durumu göze batmaktadır. Bu göçle çok sayıda Arnavut ailelerinin de
kapsandığı bilinmektedir.
Bu dönemde Prizren’in kentleşme açısından ilerlemesi yönünde çeşitli görüş farklılıklara
yol açmıştır. Birileri Prizren’in önemli bir tarih kenti olarak bütün
özelliklerinin korunması görüşünde olurken, diğerleri kentin tamamıyla yeni bir
kimlik kazanması yönündeki gelişmelere destek vermiştir. Sonunda ortaklaşa
alınan bir karara göre, Bistriça dersinin sol tarafındaki Prizren bölümü bütün
olarak devlet koruması altına alınıp eski haliyle korunmasına gidilmiştir. Sağ
taraftaki bölümde ise her türlü gelişme ve ilerlemelere gidileceği
bildirilmiştir. Gerçekten de 60’lı yıllarda Prizren’de kentleşme açısından
büyük değişmeler meydana gelmiştir. Çoğu eski eserler yıktırılarak yenileri
inşa edilmiştir. Tabakhane semtinde çoğu yerler onarılmıştır. Şehir içinde
Bistriça deresinin yalısı yapımı için, tüm değirmenler kaldırıldı, giriş ve çıkışlarda
mevcut olanlar yıktırılmamıştır. Merkezde Saraçhane Çarşısı, Arasta Çarşısı ve
Kuyumculuk çarşıları ortadan kaldırılmıştır. Buralarda şehir merkezi, yeni
caddeler, posta, banka, otel “Theranda”, Kültür Evi gibi yeni objeler
kurulmuştur. Daha sonra bu kentleşme yöntemiyle daha birçok önemli eserler de
yıktırılarak yenileri inşa edilmiştir, taşra arazilerinde ise yeni semtler
meydana getirilmiştir: Lakuriç, Ortakol, Tuzsuz
Bu ve diğer girişimlerle Prizren büyük bir ölçüde iç fizyonomisini değiştirip,
eski ve yeni kültürlerin kaynaştığı, önemli bir yönetim, turistik ve endüstri
yerleşim yeri olarak gelişmeye başlamıştır. 1999 yılında meydana gelen savaşta,
Kosova’nın diğer kentleri gibi Prizren’de bu savaş etkisinde kalarak ağır bir
dönemden geçmiştir. Savaş sonrası Prizren’in her yönlü gelişmesi yönünde UNMIK
ve NATO güçleri yanı sıra yerel seçimlerinde kurulan Belediye Meclisinin de
çaba sarf ettikleri görülmektedir.
Kosova eski Yugoslavya Federasyonu'nun dağılmasından
kısa bir süre öncesine kadar özerk olduğundan resmen tanınmış bir başkenti
bulunuyordu. Burası da Priştine'ydi. Ancak daha sonra özerkliği
kaldırıldığından Priştine'nin bugün resmiyette bir başkent özelliği
bulunmamaktadır. Ancak Priştine yine de Kosova bölgesinin bir merkezi
durumundadır. Halk bu şehri bir merkez olarak tanıdığı gibi, devletin bölgeyle
ilgili önemli daireleri, askeri merkezleri ve eğitim kurumları bu şehirde
bulunmaktadır. Priştine'nin nüfusu yüz bin civarındadır. Başkent Priştine
birbirinden çok farklı özelliklere sahip iki bölümden oluşmaktadır. Sırpların
oturduğu yeni bölgesinde modern hizmetlerle donatılmış ve çok katlı
apartmanların bulunduğu siteler dikkati çekerken, Müslümanların yoğun olduğu
kesimde genellikle bir veya iki katlı eski binalar ya da yeni gecekondular
dikkati çeker. Bu kesim altyapı hizmetlerinden de mahrumdur.
Ekonomik durumu:
Kosova, Sırpların maksatlı politikaları sebebiyle
ekonomik yönden geri bırakılmış bir bölgedir. Bölgenin kırsal kesiminde oturan
Müslümanlar genellikle tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktadırlar. Şehirlerde
Müslümanlar arasında işsizlik hakimdir. İşsizlik yüzünden başkent Priştine'nin
parklarını, cami bahçelerini boş dolaşan insanlar doldurur. İşsizlik doğal
olarak beraberinde fakirliği getirmektedir. İşsizler ordusunu oluşturanlar
sadece vasıfsız elemanlar değildir. Çok sayıda üniversite mezunu da, Sırp yönetiminin
maksatlı uygulamaları yüzünden iş bulamamakta, iş bulabilenlerin birçoğu da
daha sonra işten atılarak işsizler ordusuna dahil edilmektedir. Bundan dolayı
Müslümanlar arasında fakirlik oranı yüksek, gelir düzeyi düşüktür. Ancak Sırp
yönetimi bu konudaki gerçek bilgileri ve istatistikleri açıklamaktan
kaçınmaktadır.
Stratejik durumu:
Dünyanın değişik yörelerine dağılmış durumdaki
Arnavutların en yoğun olarak yaşadıkları bölge Balkanların güney kesimidir. Bu
bölgede 6 milyona yakın Arnavutun yaşadığı tahmin edilmektedir. Bu kitle üç
ayrı ülkeye yayılmıştır: Arnavutluk, Makedonya ve Yugoslavya. 3,9 milyon nüfusa
sahip olan Arnavutluk'ta halkın % 95'ten fazlası Arnavuttur. İki milyon iki yüz
bin nüfusa sahip olan Makedonya'da sekiz yüz bin civarında Arnavut
bulunmaktadır. Bu sayıyla Arnavutlar, Makedonya nüfusunun % 35'ini
oluşturmaktadırlar. Yugoslavya sınırları içinde yaşayan Arnavutlar ise
genellikle Kosova'da toplanmışlardır. Bu bölgede ise Arnavutların sayısı etnik
oranlarla ilgili olarak verdiğimiz bilgilerden de anlaşılacağı üzere yaklaşık
1,4 milyonu bulmaktadır. Arnavutlar sadece Kosova'da değil Makedonya'da da
etnik ayrım politikasına ve haksızlığa maruz kalmaktadırlar. Bu yüzden bölgede
yaşayan Arnavutlar arasında tüm Arnavutların tek bir devlet çatısı altında
birleştirilmesi gerektiği düşüncesi etkilidir. Bu düşüncenin en çok etkisini
gösterdiği bölge ise Kosova'dır. Bu açıdan Kosova bölgede büyük bir Arnavut
devletinin kurulması konusunda önemli bir stratejik konum arz etmektedir.
Arnavutların tek bir devlet çatısı altında bir araya gelmelerine ise Batı
ülkeleri, NATO ve bölge ülkeleri içinde böyle bir gelişmeden birinci derecede
etkilenecek olan Makedonya karşı çıkmaktadır. Batı'nın ve NATO'nun Kosova
dramına duyarsız kalmasında bölgedeki tüm Arnavutların tek bir devlet çatısı
altında birleşebilecekleri endişesinin önemli rolü olduğunu söyleyebiliriz.
Dini durumu:
Kosova halkının % 90'ının Müslüman, onların da %
80'inin Arnavut olduğunu söylemiştik. Arnavutluk Arnavutları arasında yaklaşık
% 30 oranında hıristiyan, % 20 - 25 oranında da bektaşi bulunmakla birlikte
Kosova Arnavutlarının tamamına yakını Müslümandır. Ancak Kosova Müslümanları
dini bilgi ve bilinç yönünden Makedonya Arnavutlarından geri durumdadırlar.
Bunun bizim gördüğümüz kadarıyla dört önemli sebebi var: Birincisi bu bölgedeki
Arnavutların sürekli etnik ayrımcılığa tabi tutulmaları, kendilerine yönelik
baskı ve şiddette özellikle etnik kimliklerinin hedef alınmasıdır. İkinci sebep
birtakım dış güçlerin Arnavut milliyetçiliğini temel felsefe ve anlayış olarak
benimsemiş olan İbrahim Rugova'yı dünyaya Kosova Arnavutlarının lideri olarak
lanse etmeleri ve Kosova meselesiyle ilgili olarak onu kendilerine muhatap
almalarıdır. Bu tutum doğal olarak Kosova Arnavutlarını, Rugova'ya yaklaşmaya,
sorunlarını dış dünyaya taşıma konusunda onu bir sözcü gibi görmeye
zorlamıştır. Bu zorlama ise Rugova zihniyetinin propaganda ve etkinlik gücünü
artırmıştır. Üçüncü sebep ise Kosova Arnavutlarının büyük çoğunluğunun,
kurtuluşu Balkanlar'daki tüm Arnavutların birleşerek tek bir devlet çatısı
altında bir araya gelmekte ve bölgede kendilerini hedef alan tüm baskıcı
tutumlara bu devlet vasıtasıyla karşı koymakta görmeleridir. Dördüncü sebep ise
bu bölgedeki Müslümanların İslam'ı yeterince bilmemeleri, özellikle Eski
Yugoslavya Federasyonu döneminde uygulanan baskılar yüzünden İslam'ın itikadi
ve ameli boyutu hakkında büyük ölçüde cahil bırakılmış olmalarıdır. Fakat bu
arada şunu da belirtelim ki, Kosova Müslümanları arasında Arnavut
milliyetçiliğinin etkin olması kitle tabanının İslami duyarlılığını fazla
yıpratmamıştır. Halk yukarıda saydığımız sebeplerden dolayı Arnavut
milliyetçiliğine ilgi duysa da, İslam'ı öğrenme ve yaşama konusundaki gayreti
de günden güne artmaktadır. Özellikle son dönemde fiili mücadeleden yana olan
Kosova Kurtuluş Ordusu'nun İbrahim Rugova hareketine alternatif güç olarak
ortaya çıkmış olmasının da olumlu etkileri olmaktadır. Kosova Kurtuluş
Ordusu'nun homojen yapıya sahip ve tümüyle İslami duyarlılığı öne çıkaran bir
cihad hareketi olduğunu söylemek şimdilik zor. Ama buna açık olduğunu, bilhassa
gençleri İslami yönden bilgilenmeye yönelttiğini söyleyebiliriz.